5 Aralık 2007 Çarşamba

SONSUZ AŞK

SONSUZ AŞK ........Ebedi Sevgiliye

Aşık olan veya Aşk olan, aşkın ne olduğunu soramaz.

Çünkü "cevap" aşktır. Ve bunun sorusu yoktur. Ve birden bire olur.
Aşk, Aşkın ne olduğunu sormana bile fırsat vermez.
Ve Evrende sorusu olmayan Tek cevaptır.
Sorusu olmayan Tek "Cevap" olduğu içinde Nedendir.
Nedensiz Nedendir.
Basitçe olur. Basitçe olunur.

Fiziksel dünyada yaşanan aşkla ilgili, insanın yüreğinde belki sorular olabilir.
Aslında burada da sorular yoktur ama söze dökmek için vardır diyelim.

Fiziksel boyutta yaşanan aşkla ilgili sorular varsa, bunun aşk olup olmadığı anlaşılana kadar, içerde yanmaya başlayan alevle ilgili şüpheler endişeler ve yaşanmasına engel teşkil ettiği düşünülen bütün kalıplar sınırlar; aşkın alevini ya söndürür (genelde söndürür) yada alevini artırır.
Şüphe, endişe, sınırlar, inançlar; hissedilen aşkın üzerine bir tutam toprak bir fiske su biraz hava üflemek gibidir. Aşkın alevi söner. Yada bir parça ateş atmak gibidir. Aşk iyicene tutuşur. Alev alır.

Halbuki Aşk geldiğinde yapılması gereken ne var ney yoksa aleve atmak ve alevi güçlendirmektir. Aşkı güçlendirmektir.
Çünkü; Aşk önemli bir şeydir. Bu Dünyada bir insanın başına gelebilecek tek önemli şeydir. Ve Tanrısal bir Armağandır. Önemsenmesi gerekir. Ve sevgili aşkın kendisidir. Önemlidir.

Aşk ve Aşkın yansıdığı Sevgilinin vuslatına kavuşma arzusu serbest bırakıldığında Aşk yaşanır. Ve aşka engel olan her şey; duygu düşünce sınır kalıp nesneler kişiler her şey istisnasız her şey yakılır. Yakılmaktan maksat, Aşkın yaşanmasına engel olan her türlü “neden” görülür ve bu nedenlerin anlamsızlığının ve saçmalığının “bilişine” varılır. İçsel özgürlük demirlenir. Ve bütün boyutlara dalga dalga yayılır.
Bu An’da yürekte her şey toz duman, bir avuç kül bir avuç kordur. Mantık yavaş yavaş yok olur, düşünceler silinir, sınırlar erir biter. Bu oluşla birlikte huzur ve dinginlik ve teslimiyet yaşanır.

Aşk için; sevgiyle aşkla seve seve Sevgilinin varlığında erime başlar. Her şey Birleşir. Birleşmede iki yürekte yaşanan Aşkın alevi her şeyi yakarak saflaştırır ve damıtır.
Ve küllerinizden yeniden doğarsınız. İçsel özgürlük ilk kez deneyimlenir. İçsel Özgürlüğün ilk kez deneyimlenmesi, yürekteki “Yaşam” coşkusunu tetikler.

İlk kez gerçekten “yaşamak” için bir neden bulunmuştur.
Ve her şeye değerdir. Ve her şeyden bu noktada vazgeçersiniz. Aşk olduğunuz yerde, vardığınız kutsal An’da, bütün gemileri yakarsınız.
Çünkü Aşkı hissettikten sonra aynı zamanda bilirsiniz ki, eskisi olmazsınız. Unutamazsınız. Geriye dönmek biçarelik ve sefilliktir. Çıktığınız yerde sonsuza kadar tutsak kalmaktır.

Çünkü Aşk o kadar yoğun ve Gerçektir ki; Ondan başka her neden açıkça çok komik, saçma ve anlamsızdır.

Çünkü; Aşk olduğunda, “kendi” gerçek Varlığınızla karşılaşırsınız. Varlığınız, olduğunuz Aşkı hissediştir. İnsan hissediştir.

Mevlana'nın dediği gibi Aşk en büyük öğretmendir.
"Aşk; dünyanın yaratılış sebebidir. Dünya sevgi yüzünden yaratılmıştır. Ruh da sevgisiz var olamaz. Ve insan O'na Aşkla ulaşabilir."

Çünkü; kendi içinde yürümek için ve kendin olman için zaten bütün bu zihinsel hapishanenin dışına çıkman gerekir. Ve Aşkın adım seslerini duyduğunuzda kaçmazsanız, olduğunuz yerde durup Aşkı yaşamaya cesaret edebilirseniz, Aşk bunu sizin için doğal yollarla gerçekleştirir. Bu nedenle Aşk Tanrısal bir lütuftur.

Yaşanan Aşkı; içindeki çok boyutluluğunun bütün katmanlarından geçirerek Varlığının her boyutuna taşıyabildiğinde ve sahip olduğunu sandığın her şeyi bu aşkın alevine atıp yakabildiğinde ve onlardan istisnasız vazgeçebildiğinde bütün Varlığında Aşk olursun.

Ve Varlığının "Aşk" olması "kendinin" görülmesidir. Kendinin görülmesi ne olduğunun ve nasıl olduğunun da görülmesi demektir.

Bu Görüş dengenin kendisidir. Kendisi dengedir.

Ruh "Kendini" bildiğinde, kendini de her şey de bilir ve tanır.
Her şey dengededir. Mükemmeldir. Ve muhteşemdir.
Sorular ve cevaplar yoktur. Her şey anlaşılırdır. Temel kavranmıştır.
Ve yüreğinde ne varsa onu yaşar.
Yaşadığı ve yaşanmasına vesile olduğu ve yansıdığı her şeyi de dengeler.

Ve El İnsan, Aşk olmuş İnsandır.
Ve El İnsanın Aşkı sonsuzdur.
Çünkü Efendidir.
Aşkı seçtiği için ve yaşadığı için, Aşk, kişiyi Efendileştirir.
Çünkü Aşk sonsuzdur ve Varlığın “kendisidir”. Ve “Kendi” nedenidir.
Varlık “Kendi” nedeni olduğunda, “Kendisi” olabilir. Tanrısallaşır.

Bu nedenle “Kendisi” ne güçtür, ne de başka bir şey.
Kendisi aşktır. Ve aşkın içinde her şey Oradadır. Tam ve bütün, ihtiyaçsız zararsız ve koşulsuzdur. Yüce ve kutsal.

Ferhat’a, Fiziksel Dünyada sevgilinin vuslatına ermek için dağları deldirten Aşktır. Mecnun çölleri her adımlayışında varlığının bütün boyutlarına yayılan Aşktır. Mevlana’ya, kısa bir süreliğine Şems ile yansıyan ve bütün şiirlerini ve Mesnevisini yazdıran ve Semasında “kendini kendinde” döndüren İlahi Aşktır.
Hizmet ederken, İnsanın Varlığına ve Yaşamın azizliğine duyulan aşktır. Dosta duyulan muhabbettir. Yüreğini; karşılaştığın her yerde ve her şey de kaybetmene neden olan Aşktır. Yükseldiğin her boyutta sonsuza kadar Aşk olursun. Ve sonsuz olursun. Ve her boyutta Ol’ursun.

Alemin görünüşe çıkmışlığında, her varlıkta ve her şeyde sevgiyle koşulsuzca zararsızca ve ihtiyaçsızca yansımadır.
Efendi; olduğu Aşkı ve alevini, yüreğinde ne yaşamak istiyorsa, aynalara sevgiyle ve aşkla yansıtan ve dengeleyendir.

Basitçe “Kendi” Ol’uşunu yaşar.
Bu Ol’uştan doğan yansıma veya eylem; ne güçtür, ne hizmettir, ne görevdir.

Var olmanın dayanılmaz hafifliğinde, Aşk olan “Kendisini” yaşayıştır.


Yazan Nilgün Nart L&L

AŞK

AŞK

Aşk, tanımlanamaz olandır.
Aşk, sevgiliden başka, siz olan her şeyin aklınızdan silinivermesidir.
Aşk, bütün hücrelerinizin ayağa kalkıp çılgınca dans etmesidir.
Aşk, ilk kez nedenlerinizin ve yaşayacağınız sonuçların aynı anda gelip gitmesidir.
Aşk, bütün görünüşlerin senin benim her şeyin, sevgilide bir An’da görülüvermesidir.
Aşk, sorularınızın ve cevaplarınızın bittiği, arayışlarınızın tükendiği yerdir. Sizin sevgiyle kendinizi bilinmezin kucağına savurduğunuz yerdir.

Aşk, sevgiliden başkasına ihtiyaçsızlıktır. Ekmektir, sudur, havadır.
Aşk, kainatın bütün ihtişamını, ve renklerini aynı anda algılama, ve içinde olduğunuz düşü, kanatın renkleriyle boyamanızdır.

Aşk, ruhun sevgilide kendini görmesidir. Ruh sevgidir. Aşktır.
Aşk, aşkı görür ve bu görüş ve biliş içinde erir.

Şimdi – Burada; sonsuz sınırsız bir sevgiyle, yüreğinize yaşamın bütün renklerinin ve ritimlerinin akıvermesidir.

Aşkın ayak seslerini duyabilirsiniz ama ne zaman geldiğini hiçbir zaman bilemezsiniz.

İnsanların çoğu aşkın ayak seslerini duymaya başladığında kaçar. Hiçbir zaman karşılaşmak istemez.
Aşkın ayak seslerinin uzaktan duymak bile insanı coşku ve yaşam enerjisiyle doldurur.

Ve dünyada yaşanan aşkların çoğu; aşkın adım seslerinde yaşanan aşktır.
Bir adımlıktır. Bir nefesliktir.
Başladığı yerde biter. Sanki bir serap görmüş gibi olursunuz.
Hiçbir zaman bu nadide serabın içine girip aşk yaşanmaya cesaret edilemez.

Çünkü çok benlikli egomuz, kendisinin yok oluşuna kendini bırakamaz.
Çünkü insan tek nefesliktir. İçinde çok benlik vardır. Her benlik için tek nefes gerekir.

Çünkü Aşk, bütün kimlikleri üstümüzden söker alır. Bütün duvarlarımızı yıkar. Yıllardır üstünü örtmeye çalıştığımız ve kalın duvarlarla ördüğümüz ve ayağına bütün karanlıkları ve prangaları doladığımız gözü kara “Deli Çocuk” ortaya çıkar.
Aşk, içimizdeki deli çocuğun özgürlüğünün anahtarıdır. Yani gerçek Bizim.

Ve gerçek Biz, Efendidir. Saf duru sade bilge ve yaşamın özünü ve ne olması gerektiğini ve ne yaşamak istediğini bilen, tek bilişte ve tek görüşte mesafesiz yakınlıkta sevgide ve şefkatte durabilendir.

Efendi aşktır, aşk ruhtur, ışıktır, ruh özdür, öz yaşamdır.



Çok benlikli egolarımızda ölü yaşamlar yaşadığımız için, içimizdeki benliklerde veya kutuplarda çatışma halinde gelip gittiğimiz için, üzerine suçluluklarımız ve kaybetme korkularımız eklendiğinde aşkın ayak seslerini duyar duymaz kaçmamıza şaşmamak gerek.

Aşk bütün evrenin ortasında çırılçıplak durmak demektir.

Ne iseniz o şekilde olmanız demektir.

Ve dünyada insanlar aşkın ayak sesini duyar duymaz kaçtığı için, ve onu kalın duvarların arkasına en karanlık yerlere hapsettiği için, yaşamın kendisi ve özü her zaman yaşanmadan ve tamamlanmadan kalır.

Sanırım içimizde kaybolmuşluğumuzun, yalnızlığımızın ve ne yaparsak yapalım hiç gitmeyen anlamsızlığın nedeni ömrümüz boyunca aşkın ayak sesleriyle yetinmemiz ve aşk içinde erimekten korkarak kaçmamız olabilir. Ve yıllar yılları kovalar artık ne gözümüz görür ne kulaklarımız aşkın sesini duyabilir. İçimizdeki deli çocuk çoktan çıkıp gitmiştir. Şimdi yaşanan; sonbaharda yere düşeceğini bilen ve kendini bir avuç toprağa teslim eden kuru bir yaprak gibi canlı daldaki, ölü bir bekleyiştir.

Aşk erimek demektir. Erimek, şimdiye kadar bildiğimiz her şeye ölmek demektir. Yeni olmak yenilenmek yeniden doğmak demektir.

Dünyada hiçbir şey yeni değildir. Yeni gibi görünür ama her şey eskidir. Her gün aynı karanlığı acıyı sefaleti yozlaşmayı didişmeyi mücadeleyi yaşamaktan yorgun yüreklerimiz, sıradan günlerin ve olağan duygusuzlukların içinde tükenip biter. Bütün mücadele kendimizi oyalayıştır.

Ve kendimizi kaç yaşına gelirsek gelelim hep on sekiz yaşında; aşkın ayak seslerini duyduğumuz yaşta hissederiz.

Kendimizi hep on sekiz yaşında hissetmemizin nedeni, aşkın ayak seslerinde takılı kalmış olmamızdır. Aşkın ayak seslerinde takılı kalmak bile bir insanı bütün bir ömrü boyunca besleyebiliyor ve bir tutkuyla bütün yaşamına anlam ve mana kazandırabiliyorsa, aşkın içinde erimenin ne kadar tehlikeli bir coşku olduğunu artık siz hissedin. Nasılda sizi yakıp kül edeceğini ve küllerinizden sizi yeniden doğuracağını siz bilin.

Kelebek gibi. Tırtıl iken bir kelebeğe dönüşmek aşktır. Tırtılın kozası onun külüdür.

Ve Yeni İnsan, Evrensel İnsan, Aşktan doğacaktır.
Şimdiye kadar sahip olduğu ve bildiği her şeye aşk için ölerek ve aşk içinde eriyerek küllerinden yeniden doğacaktır.


Ve “kendisi” yaşamda olduğu için ve “kendiside” yaşam olduğu için ve Efendi olduğu için asilce sevgide ve merkezinde dengelenecek ve onunla birlikte bütün dünya ve evren dengelenecektir.


Aşk; sonsuzluğun kapısıdır. O kapıdan geçildiği zaman ne siz kalırsınız ne de kapı.

Yazan Nilgün Nart
SONSUZ AŞK ........Ebedi Sevgiliye

Karşılaştık seninle
Zamansız bir zamanda
Sevdalanmıştı bir kez yüreğin
Sonsuzluğumun varlıksız yokluğuna
Oysa ben
Ne bir isimdim ne de bir cisim
Ne bendim ne de sen
Düştü gönlün, yokluk olan ellerimin arasına
Bir çocuk gibi saf ve ürkek
Bir dağ gibi yıkılmaz
Bir fırtına kadar amansız
Oysa ben
Ne yoldum ne de yolcu

Aşkla dolmuştu bir kez gönlün
Alemde görünüşe çıkmışlığıma
Düştü gözlerin, hiçlik olan karanlığıma
Mecnun gibi kara sevdalı
Yağmur gibi ağlamaklı
Dipsiz kuyular kadar hasret dolu
Ne kollarım vardı seni saracak
Ne sözlerim vardı teselli edecek

Nasıl diledim bilemezsin
O An’da
Bir insan olabilmeyi
Sana bir kez olsun
İnsan sıcaklığında dokunabilmeyi
Yolda rastladığın bir yolcu olabilmeyi
Sana, bir dost gibi ayna misali yansıyabilmeyi

Oysa ben ne vardım ne yoktum

İnan bana
Sadece olabildim
Senin gönlünde ki
Sevda olabildim
Aşk olabildim
Sonsuz Aşkla “Bir” olabildim.

Nilgün Nart L&L
AŞKI ANLATABİLSEM….Ebedi Sevgiliye

Bin yıllık yalnızlık bu.
Ne yüz yılar bilebilir kederin acısını
Ne de var olmamış alemler
Sanki...
Benliğimin sensizliği gibi.

İonlarca süren bir zaman
Kainatın bitip de sonsuzun başladığı yerde
Bir bilinmez.
Arayışın bitip de karanlıkta kaldığım AN'da
Gelir saplanır kalbime
Kör saplı hançerler gibi.
Anlatılamaz olur dile gelen
Gösterilemez olur bilinen.
Ne sen
Ne de ben
Varız
Bitişlerin olduğu yerde.
Benim, sensiz nedensizliğim gibi

Anlam nedir ki,
Nerdedir ki,
Nasıl, düşlersen öyle değil midir ki,

Sözcüklerin ve görünüşlerin bittiği yerden
Dokunsam kalbine
Sana dokunulmamışı anlatsam
Ve bu dünyaya ait olmayanı anlatabilsem…

Aşkın; bende yaşadığım Yüceliğini...
His olup dile gelemeyenini...

Zamanları toplasam
Evrene saçılmış galaksilerin üzerinden
Alsam dört bir yana dağılmış ışıkları
Can bulduğu her yerden
Sana getirsem
Sen de
Yeniden var etsem anlamları...
Daha önce tanımlanmamış gibi
Daha önce hiç yaşanmamış gibi
Sevsen beni
Daha önce hiç sevmemişin gibi
Tutulsa yüreğin yüreğime
Yalnızlık hiç var olmamış gibi
Hep şimdi - buradan
Hiç bir yere gitmemiş
Hiç bir yerden gelmemiş gibi
Aramızda asırlarca yalnızlık yaşanmamış gibi
Acı ve keder hiç var olmamış gibi
Sen ve ben
Valsimizi yapsak, yıldızların üzerinde
Daha önce hiç dans edilmemiş gibi
Gökkuşaklarının altında uyusak
Daha önce hiç uyumamış gibi
"Yaşamı" onurlandırsak "
Sevgiyle"Daha önce hiç olmadığı gibi....

Nilgün Nart
AŞKIN KENDİSİYKEN ....Ebedi Sevgiliye

Sonsuzluğa bakan kederli gözlerinde
Ayrılığın yıllanmış hüzünleri var
Nice yüzyıllardır ruhun hep yarım hep eksik
Sen bendin, bende sen
Oyun bu ya...
Aradık birbirimizi kainatın en ücra köşelerinde
Sevdik, sevildik delicesine
Sen hancı oldun ben yolcu…
Ben seven sen sevilen
Ne olmuştuk en son
Hatıralar an kadar yakın, sonsuzluk kadar uzaktı.
Kaybettik birbirimizi,
Alemde kendimizi seyre dalmışken
Sonra hatırladık acılar içinde
Kaybettiğimizi....
Tamamlanmayı diledin
Sen bildikçe, ben de bildim
Sen sevdikçe ben de sevdim
Sen istedikçe ben de istedim
Her son da başlangıcı birlikte yaşadık
Sona ermek başlamaktı
Başlamak ayrılıktı.
Zamansızlıkta ve her şeyi her yerde yaşarken
Bütün gözlerden sana baktım...
Çılgıncasına sonlara koştum, kavuşmak için..
Sonra yine başlangıçlara vardım
Seni, beni, kendimi ve her şeyi yaşamak için

Neydi bu... Kavuşmalar...ayrılıklar...
Senin içindi...

Hepsi senin içindi...

Tek bir yer yoktu senin olmadığın..
Tek bir an yoktu senin bulunmadığın...

Sevgili

Hepsi senin, canımın canı içindi
Ayrılık hiç olmadı

Dinle sevgili;
Seni
Kalbimin derinlerindeki saraya koysam
Bütün geceleri ve gündüzleri kolye gibi
Zaman üzerine dizsem
Seyretsek alemleri..seni beni...aşkımızı
Anlatsam sana bizi...nedeni

Dinle...
Kainat senin için yaratıldı
Bütün yıldızlar sen seyredesin diye yerlerinde
Kuşların hepsi sen dinleyesin diye ötüyor
Güneş seni uyandırmak için doğuyor
Yaradılmış her şeyi, sana olan sevgim yerli yerinde tutuyor

Ben, kendimi sende yaşamak için varım
Bileceksin....

Hiç ayrılmadığımızı
Söz verdiğimiz gibi...sonsuzlukta..zamanın olmadığı an'da
Hiç ayrılmadığımız yerde
Bütün bu ilahi tiyatroyu seyrettiğimiz yerde

Biz

Hep birlikte
Aşkın kendisindeyken
Aşk olmuşken...

Nilgün Nart L&L